23 Mart 2017 Perşembe

ooo papatyaaaaa

Bu bahar ne güzel bişey akideşim valla sürekli bir telaş ve renkler içinde hep hayallerim...
Ekinoks hayallerimden bir önceki gönderide paylaştığım kolyeleri denemeye başladım, bakalım n'olcek? ;-))


Öğle mesai arasında Bitez pazarına gittim bi koşu, bahçedeki bildiğin kütük saksılarıma ekmek için kızlarımın çok sevdiği aslanağzı ve kendim içinde her daim bayıldığım papatya aldım, iş çıkışı inş. toprakla buluşup her gün göz kırpacaklar bize ;-))



20 Mart 2017 Pazartesi

Ekinoks hayalleri

Bahar ekinoksu şerefine mi desem ne desem bilemiyorum içim yine rengârenk, cıvıl cıvıl...
Bu yaz hayatımda ilk defa rengârenk giysiler ve bandanalar olsun istiyorum hayatımda...
Siyahtan, griden, kahverengiden belli ölçülerde vazgeçmeyi diliyorum, hem kendime hem de benimle olanlara her daim bahar bahar görünmek niyetindeyim, istiyorum, evrene bu mesajları yolluyorum, beni duyacağına inanıyorum...
Becerebilirsem bunu, elişlerimi de tamamen renklerle yapmayı diliyorum bir de...
Bahar ekinoksu hepinize hoş gelsin, mutluluk versin inşaallah...
Maymun iştahım nasıl yol verir bilmiyorum amaaa...bunlardan da yapasım var ;-)













17 Şubat 2017 Cuma

Delimen işler merakı

Niye bilmiyorum, epeyce bir zamandır ama özellikle son 1 yıla yakındır, deli deli diyebileceğim kadar renkli renkli her şeye takıntım olmuş durumda...
Ben ki, iş kıyafetlerim özellikle bilinen resmi renklerin dışına nadiren çıkan biriydim. Daha gençken yapmadığım her şeye şimdilerde (44) özenmeye başladım... Muhtemelen "tren kaçıyor Ecehannn" serzenişlerimdir ;-))
Bakalım nereye, nasıl varacak bu merak? Evdeki portmanto gibi kullandığımız dolabı tamamen boşaltıp rengârenk iplerim, boncuklarım, keçelerim,boyalarım vs vs hobi malzemelerimle doldurdum ancak yine de kifayetsiz gelmekte ;-)
Şimdilerde kızlarım dream catcher istedi benden, bu hafta sonu eğer başka bir cazibeye kapılmaz isem yapabilirim gibime geliyor, alttaki modelleri denemeyi düşünüyorum, taaabbii kii yine kendime göre değiştirerek....

Otomatik alternatif metin yok.

Otomatik alternatif metin yok.

gibi...
Bu arada binbir özenle birkaç aydır hakikaten epeyce zaman ayırarak, ilerde de bana kılavuz olsun diye bir face sayfam var, pek herkese çaktırmasam da;-))
Hobbyhome adını verdim benim için bu kıymetli sayfaya ;-) uğramak isterseniz beklerim efenim...

Oldum olası cuma günlerini severim, akşamını da iple değil halatla çekerim, bugün yine öyle bir mutluyum, hem akşama küçük kızım da teşrif edecekler ;-) Çoook özlüyorum ikisini de...

Hepinize mutlu hafta sonları diliyorum...

14 Şubat 2017 Salı

13 Şubat 2017 Pazartesi

Keçe Meçe

Bu hafta sonu epeyce bir zamanı keçe süsler yaparak geçirdim. Ruhuma iyi geliyor...









Taş minik boncuklar aldım, çok beğenerek... Müthiş bir eğlence, kafama göre takılıyorum, kesiyorum, biçiyorum, dikiyorum, yapıştırıyorum, boyuyorum vesaire...
Öyle çok yaptım ve hediye ettim ki anlatamam ama bundan sonrasını hayırlı ( ;-) işlerde kullanmak istiyorum, var aklımda birkaç bişey, bakalım hayırlısı...

7 Şubat 2017 Salı

Takılara taktım ;-)

Hep derim ben sadece tek şey yaparak tatmin olamayanlardanım, belki de maymun iştahlıyım...
Kafamda sürekli olarak bir şeyler yapmak dürtüsü var ama bilinenlerin dışında bambaşka şeyler, onu bunu birbiriyle karıştırmak falan...
Geçen haftalarda elime geçen yuvarlak delikli pullar gözüme batıp duruyordu, hani şu bildiğimiz hırdavatçılarda bulunan ve tesisat malzemesi olarak kullanılan delikli pullar ;-)
Seviyorum uydurmayı n'apim, otantizmi, sıradışı üretimi, kupon tabir edilen bir dahası pekte mümkün olmayan el işlerini, o an'ın eseriymiş ve hiç bir an zaten birbirinin aynı olmamalı dürtüsü gibi geliyor bana ve bu hissi seviyorum galiba.
Kimi yerlerini yarı değerli taşlarla, kimi yerlerini benim özel olarak aldığım (asla plastik vs olmayan) boncuklar ile süsledim. Kışlık versiyonu boynuma takınca kaşındırmayan ama sıcak tutan iplerle ördüm, yazlık versiyonlarını yapmak üzere de pamuklu ipler aldım, kısmetse deneyeceğim önümüzdeki günlerde...
Sık iğneli minik toplar ve çanaklar ile boncuk çiçekler de canım sıkıldıkça yaptıklarımdan...



Birbirini tekrarlamayan ve her gün yeni bir şeyleri sevebileceğimiz şeylerle karşılaşalım hep birlikte diye dua ediyorum...
Öyle bıktı ki bünye kötülük ve uğursuzluktan, TV seyretmek zûl, kitap okumalarım bile seyrekleşti, sayfalarca okuyorum ama bir an bi dönüp bakıyorum hiç bir şey anlamamışım... Biraz dış dünyadan kopmam gerekiyor olabilir, duyarsızlaş diyorlar ama ben o nasıl yapılır bilmiyorum ki...
Neyse, yine de -dozunda- sevgi pıtırcığı olmaya çabalamak ferahlatıyor...

6 Şubat 2017 Pazartesi

Kısa kısa

Kısa bir İzmir turu, biten sömestri, biraz örgü vesaire ile yıllık izin bitti...
Uykusuzluk sorunumda bir gelişme yok ve yıpratmaya devam ediyor...
Ama yine de ümitlenmek güzel şey, umuyorum ki sabaha dinç uyanacağım günler yaklaşmıştır. Hani bahar gelse, bahçemle uğraşsam, fiziken de yorulsam belki uyuyabilirim yeniden, bekliyorum.
İzmir'de ziyaret ettiğimiz Uşşakizade Konağı'nda (Göztepe) konağın odasında gördüğüm şu zarif işlemeye bayıldım... Dikkatim niye hep bu tür şeylerde bu aralar bilemiyorum, sanki ben ben değilim ;-))

Kayınvalidemin çeyizinden bardak altlığı,


İncecik iplikle işlenmişler, sanırım eskiden 70 numara derlerdi şimdi de öyle mi bilmiyorum, öyle güzellerdi ki, iğneyle kuyu kazmışlar gibi sanki, ellerine sağlık yıllar öncesi kimlerin elinden çıktı ise, rahmetler olsun...

Benim bembeyaz, kar gibi etol şalım da ilerledi neredeyse sona geldim blogcum. Dün gece kenarlarını öylece bırakmak gelmedi içimden bakalım neler çıkacak spontane bir model uyduruyorum yine ;-))


Hep aynı kitabı okuyamadığım gibi hep aynı işe de devam edemiyorum, mutlaka 2-3-4 şey birarada
olmalı zorunluluğum varmış gibi, bu arada bir arkadaşımın "bana yapar mısın?" diye gönderdiği modelden ördüm birkaç renk, kitap ayracı yada toka, çanta vs süsü olarak kullanacağını tahmin ediyorum, Zeynep ve Elif de çok beğenince birkaç tane daha ördüm ;-))







Sevgiyle kal blogcum...

25 Ocak 2017 Çarşamba

Uykusuz her gecce ;-))

Biyo ayarlarım değişti epeydir.
Günlük mesaiden sonra eve gidip yemek, derle topla vs'den sonra 20:00-21:00 gibi müthiş bir uyku bastırıyor, uyursam 23:00 gibi uyanıyorum ve ondan sonra en az 05:00'e kadar cin cücüğü gibiyim. Uyumayayım da gece uyuyayım diyorum bu sefer tam yatmam gereken saatlerde ben yine cin cücüğü gibi oluyorum.
Hal böyle olunca saat 05:00'ten sonra basan o derin uykuya 07:30'da veda etmek o kadar mı zor olur Ya Huuu! Kazıyorum kendimi yataktan resmen ve böylece iyi başlamıyor gün zaten ;-(
Ve günler böyle bağlanınca birbirine hergün biraz daha yorgun hissediyorum kendimi...
Akşamları boş durursam uyuyakalırım da gece uyuyamam endişesiyle bi dünya hobiye boğdum kendimi nafile oldu...
Yarasa mıyım neyim diye düşünüyorum, gece yatmak bilmez, sabah kalkmak bilmez misali yani, umarım düzelir bu işler...
Bir arkadaşım "sürekli kolların yorulsa da fiziken yorulmadığın için uyku düzenin bozuldu" dedi, 4 gündür yürüyüş yapıyorum, hava yağmurluysa bile evde sürekli adım atıyorum, yatağa yattığımda dizlerimin ve bacaklarımın ağrısını duyuyorum ve yine uyuyamıyorum, falan filan...
Yıllardır uykucuğuma nazar değdirdiler, yastığı gördüğüm anda uyuma becerime, ahh ahhh...
Bu uykusuz gecemde biraz bunları süsledim sinir katsayımın tavanında ;-)



Günlük işlerimi tamamladım, iletileri cevapladım, birkaç rapor inceledim, ofiste bir de çay aldım kendime ve eve gidip yatsam mı hemen yatmasam mı diye düşünmelerdeyim...

24 Ocak 2017 Salı

CAAANIM BLOĞUM ;-))

Bu tekrar dönüş heyecan yarattı bende ;-)
Uzun zamandır içimi dökememişim bir yerlere gibi sanki; sanki, burası özel başka bir köşe gibi...
İstikrarla devam etmek istiyorum bu sefer...
Bu kadar uzun aradan sonra hayatımda belirgin değişiklikleri not edeyim barim diyorum ;-)
Son 5 yılım olağanüstü yoğun geçti, 3 ay kadar önce bölüm değiştirdim, şimdi çok daha huzurlu ve mutluyum, çok şükür...
Yavruların ikisi de Muğla'da yatılı okuyorlar, Elif 12.sınıfta bu sene, sınava hazırlanıyor bir gayret, Zeynep 10.sınıfta. Yurt hayatı yavrularımı daha bi olgunlaştırdı, büyüttü sanki ama bu iyi bişey mi pek de bilemiyorum bazen... Benim gözümde daha minnacıkken kendi kendilerine yaşamayı ve birçok ihtiyaçlarını kendileri karşılamak zorunda kaldılar, yoruluyorlar, kıyamıyorum... Haklarında hayırlısı olsun inşaallah...
Ben işsel anlamda biraz rahatladım ama halâ kendime gelebildim mi, cıkk ;-( Bi garip hallerim var, evden dışarı pek çıkasım gelmiyor artık, hep bir ev kuşuydum ama şimdi daha da fazla sanki...
Evde oturunca da hiç ev işi felan yapasım gelmiyor mümkünse, ev temizlemek, ütü, mütü hiç bana göre olmadıydı zati ;-)) Sadece koltuğumda oturayım bi kitap okuyayım, örgü yapayım ohhh misss...
Çocuklar genellikle cuma akşamı gelip pazar öğlen dönüyorlar, yemek, pasta, vs koşuşturuyorum o 3 gün o kadar, geri kalan günlerin 1-2 günü o yemeklerin kalanlarını tüketiyoruz, diğer 2-3 gün de çorba vs işte...
Ben çok ona buna atlayan zıplayan bir kişilikte olmamama rağmen şu hobi konusunda bu kadar maymun iştahlı oluşuma şaşırıyorum. Herşeyi aynı anda yapasım var, arkamda atlı gelir gibi, güya hobi diye başladığım şeyler sıkıntı verebiliyor bile bazen ;-) Bir büyükçe dolabı kendime hobi dolabı yaptım, sığmıyorum da sığmıyorum halâ, annem çok üzülüyor sürekli çalışıyor, dinlenmiyor oluşuma ;-)) Oysa ben de kızlarımın bu gibi şeylere hiç ilgi duymamalarını anlayamıyorum şimdilik, evet öğrenciler, evet zor bir okulda okuyorlar ama ne bileyim insanın accık da canı istemez mi, ayole? Oysa 8-10 yaşlarına kadar beni bezdirdilerdi, elime ne alsam onlar da yapmak isterdi, Elifim domates değil illa da soğan doğramak isterdi o yıllarda...
Falan falan..
İlk defa yazınca uzattım, durucam ;-)
Amaaaa son yaptığım cicilerimi paylaşıcam yine, facebook'ta olmayan arkadaşlarım için mesela ;-)
Bir battaniye yapamayacak olsam da (yemiyo o kadarı), ne bileyim belki bi şal vs olabilitesi olabilir, bu popcornlu modele epeydir aşıktım ;-) Yapmasam olur mu, Allah muhafaza ;-))








18 Ocak 2017 Çarşamba

bloğa dönüş çabalarım

Uzun süredir dönmeye çalıştığım bloğuma döndüm mü bilemiyorum mesela. ;-))
Bi emin olsam tekrar başlayacağım yazmaya...
Gören varsa bi ses verir mi lütfen?
/Lale ablaaaa geldim miiii?

12 Şubat 2016 Cuma

DÖNÜŞ

2012'de kaçmışım, şöyle iki günlüğüne kaçasım var deyip ;-)
Dönesim var, bilmem ki artık becerebilir miyim?

7 Kasım 2012 Çarşamba

İyi ya da kötü biri olmak kendi tercihimiz midir?

Bu kısım kitap okuma sevdasıyla ilgili, istemeyenler es geçsin.
Son aylarda yeniden, istediğim oranda kavuştuğum kitap okuma alışkanlığım için gerçekten mutluyum.
Bu konuda her ne kadar benden çok üstün ve gıpta ile baktığım üstadlarımız (Lale Ablamız, Leylak Dalımız, kuzenim Demoş gibi) varsa da, mesai saatleri, ev işleri, hobiler ve çocuklar derken okumaya yine de zaman ayırabiliyor ve de en önemlisi bundan keyif alıyor olmakla kendimi iyi hissettiğimi söylemeliyim.
Ergeniçelerim de olayı kaptı. Çarşı için, şunun için, bunun için beni zorla dışarı çıkarma etkinliklerinin en başına D&R'dan almak istedikleri kitaplar olduğunu söylediklerinde içimdeki dürtü saat felan dinlemiyor. Zeynep de sıkı okuyor ama Elif henüz o mertebede değil ;-) Çeşitliyiz. ;-)


Bu kısım günah çıkarmaya gidiyor, istemeyen es geçsin.
Çoook kitap okuyan kızlarım olsun istiyorum. Hani derler ya "anneler aslında kendi eksiklerini çocuklarıyla tamamlamaya kalkarlar" hiç bilem. Ben tam aksine, bir anne olarak benim aldığım keyfi onların da almasını istediğim için çabalıyor ve olabilirse eğer -ki kuşkularım var- örnek olmaya çalışıyorum.
Hani şey gibi, bir yerde çok güzel bi pasta ya da yemek yersiniz, tadı damağınızdadır, içinize sinmez, çocuklar da yesin istersiniz.
Ben 5 yaşıma doğru okumayı kendi kendime öğrenmişim. O zamanlar şimdiki gibi kitap, kolay bulunan birşey değildi ya da ne bileyim çok mu pahalıydı da alınca acayip mutlu olurduk. Gazetelerin ekonomi sayfaları dahil okumadığım yeri kalmazdı. Banyoda bile şampuanların, sabunların ambalaj yazılarını okurdum ben.
Hızlı ve anlayarak okuyabilmeyi çok okuyarak öğrendim ve gerek öğrencilik gerekse iş hayatımda çok güzelliklerini gör/düm/üyorum.
Üniversite sınavında her biri yarım sayfa olduğu için çoğu kişinin okumaya bile bulaşmadığı Türkçe metin sorularını öyle zevkle ve hızla çözmüştüm ki 53 soruda 53 net çıkarmıştım. Valla halâ övünürüm bununla.
Mesela, ergeniçelerimin yanlış okuma ya da yanlış anlama nedeniyle kaybettikleri sorulara da çok acırım. Bilgi eksikliğine kızmam, çünkü onu yerine koyarsınız biter. Ama bilgi tamam olup ta okuma ve anlama bozukluğu sebebiyle kaybedilen her şey çok üzer beni. Sorunun başını okuyup sonundaki -aşağıdakilerden hangisi değildir-e dikkat etmeyenleri bir filin sırtında şehir trafiğinde gezdiresim gelir ;-)



Bu kısım kitap yorumu, burada kalmanız önerilir.
Bu kadaan günah çıkarmadan sonra gelelim dün gece bitirdiğim Genetik Miras'a.



Gazetede reklamını gördüğümde beni içine çeken cümle "iyi ya da kötü biri olmak kendi tercihimiz midir?" idi.
Kitap 540 sayfa.
Ama inanın bir çırpıda okutuyor kendini.
Ve önemli bir not, çeviri çok iyi. Abuk sabuk cümleler ve edit hataları neredeyse yok, ki bu durum ciddi okuyucular için önemli bir ayrıntı olmalı diye düşünüyorum.

Yıllardır merak ederim, genlerimiz bizi nasıl etkiliyor? Ne zaman ortaya çıkıyor? Dominant ve resesif genler neye göre belirleniyor?
William Landay, harikulade bir çekicilikle konunun üzerine gitmiş. Bir yandan insana geçmişini sorgulatıyor ve geleceğe dair çarpıcı yaşanmışlıklarla durumu analiz ediyor. Okurken kendimi, genetik haritasını az çok bildiğim çevremi, arkadaşlarımı, kızlarımın okuldaki arkadaşları ve ailelerini gayet güzel irdeleyebildiğimi düşündüm. Genetik miraslarını bilmediklerime dair bazı düşünceler belirdi kafamda.
Bir kitabın, okurken sizi içine çekmesi ve nöronlarınızı (özellikle gri olanları) kıpraştırması kadar güzel bir şey var mı?
Artık daha da eminim ki ve öğrendim ki, genler kendilerini aktive etme yeteneğine sahip değil.
Aktive olması için çevresel etki gerekiyor. Ve bu etkiyi, dominant ya da resesif hale getirmek de büyük çoğunlukla kişinin kendi elinde.
Eğer bir şeye genetik yatkınlığımız söz konusuysa, kendimizi bu konuda uyarmamak için kontrol edebiliriz.
Örneğin söz konusu yatkınlık, bazı hastalıklarla ilgiliyse; -korku ve stres yaratmadan olmak koşuluyla- hayatımıza bu açıdan bakmayı becerebiliyor ve bunu önemseyebiliyorsak, gayet güzel ve risksiz devam edebiliyoruz aslında. Ama ne zaman korku ve stres başlıyor, o zaman bu genlere davetiye gönderiyoruz.

Bu kısım, hayata dair bir yorum, "bana ne!" diyen gitsin.
Piyanist filminde bir sahne vardı. "Sanki çok ömrümüz varmış gibi beklemeyi öğretiyor bize hayat" diyordu orada.
Evet, sevdiklerimizi 80 yaşında da kaybetmek bile erken geliyor, bırakın gerisini.
Ama ömür ne kadarsa, o kadar da hakkını vermek gerekiyor.
Konu, bazen beceriksizliklerimizi örtmeye kılıf, bazen başarılarımızı gururla sevdiklerimize de pay çıkartmak için kullandığımız genlerimizi rahat bırakma konusudur ve bunun için zaman her dakika daralmaktadır. Bizler; onların ne kurbanı, ne de kahramanıyız.
Dün dündür, geçmiştir.
Hayat bugündür.
Eğer yarın varsa mutlaka bugünden de güzel olacaktır.
Anlıyor musun?


Sevebilmeyi,
Anlayabilmeyi,
Sorgulamayı,
ama en nihayetinde artık her şeyi oluruna bırakabilmeyi,
bunları en çok da okuma alışkanlığım sayesinde,
becerebildiğimi düşünmekten mutluyum.




 












5 Kasım 2012 Pazartesi

4 Kasım 2012 Pazar

Selanik Gevreği ve nasılsa Anthony Bourdain ama esas sağlıklı ikramlıklar konusu

Digitürk Home Tv tutkunlarındanım.
En çok da Anthony Bourdain' e merak salmışlardan.


Adamın yaptığı işe ve para kazanma şekline hayranım.
Bütün dünyayı gez, her şeyin tadına bak, üstüne bi de para kazan.
Tam benlik bi iş, oh ne alâ...
Karısı pek soğuk nevale, pek de bi beceriksize benziyor ama adam işini iyi yapıyor.
Şans işte!
Zaten bu düzen hep böyle. Eğer bi adam hakikaten takdire şayan ise, karısı o derece zayıf. Belki de Allah'ın şanslı kullarıdır ne bileyim onlar ama kesin olan şu ki bana göre değil.
Şimdi sanki bi miktar pişman olmasına rağmen ;-) annem bize her zaman "bilmem kimin karısı bilmem kim" diye anılacağınıza direkt olarak "bilmem ne hanım diye anılacak kadar sarılın hayata, çalışın" derdi.
Hem sarıldık, hem çalıştık, hem hala çalışıpduruz-ki başka türü öğrenmedik- biz de vesselam ama bu sefer de kendisi bazen bazen ;-))  -niye bütün yükü benim çocuklarım çekmek zorunda, haksızlık bu!- demekte ;-)
"Eeeeee, düzgün nasihat vereydin, düzgün dua edeydin!" deyipduruz biz de Özlem'le ;-))
Neyse, belli bir noktadan sonra kader deyip geçmek hepimizin boynunun borcu çünkü aksi hali devam ettirecek ne cesarete ne de topluma(!) sahibiz yazık ki!
Anaaaaaam bak laf amma da uzadı, bi Anthony Bourdain'den bile lafı kendime getirebildim ya, harbiden pesss olsun bana ;-)

Ez cümle, ben bugün çoook sevdiğim, pastanelerdeki adı Selanik Gevreği olan kurabiye türümsü şeyi denedim ve sonucu sizlerle paylaşmaya değer buldum.
Tarif Home Tv'den di aslında.
Adı da da bilmem ne ..... biscoilette idi.


Malzemeler ve yapılış;

2 su bardağı un,
3/4 su bardağı şeker,
yarım paket hamur kabartma tozu,
2 paket vanilya

bu malzemeleri karıştırın. İçine,

1 çay bardağı İzmir üzümü,
1 çay bardağı kuş üzümü,
1 çay bardağı doğranmış kayısı,
1 çay bardağı doğranmış ceviz

karışımı ekleyip unlu karışıma iyice bulanmalarını sağlayın. (Aslında hangi kuru meyve ve çerezi kullanmak size kalmış)

3 adet yumurtayı bu karışıma yedirin.

Bundan sonra oldukça sert bir hamur elde edeceksiniz ki bir Selanik Gevreği için de istenen zaten budur.

Şekil de şöyledir,


Sonra bu hamuru iki eşit parçaya bölüp yaklaşık 30'ar cm.lik rulolar haline getirip tepsiye dizin,


180 derece ısınmış fırına 25 dakikalığına atın, çıkarın. Çıkarır çıkarmaz bir tahta üzerinde ve tercihen tırtıklı büyük bir bıçakla dilimleyerek tekrar tepsiye dizin ve 160 derecede 10 dakika daha fırına atın,


Sonra soğutun ve servise tatatataaam eşliğinde hazır;


Bu tarifi ilk defa yapmama rağmen aslında bi yerde bana da ölçüleri de unutturmasın diye bloglanmış bu tarifin memnuniyet oranı, kızlarımın yerken çıkardıkları  -ıııımmmmm, haaaariiikaaasın sen annneemmmm!- kelimeleriyle doğru orantılıdır.
Ayrıcana, içinde dikkat buyrunuz zerre-i miskal yağ yoktur ve bu biz yaştakiler için çook önemli bi ayrıntıdır ki kurabiye dediğin aslında yağsız olmaz ama bu gevrek hem kurabiye hem de sağlık anlamında insanı musmutlu yapar be ya ;-)